Yerel Yönetimlerin Sosyal Sorumlulukları Çerçevesinde Çöküntü Bölgesi Ve Suç İlişkisi

Hakan AYDIN

16.11.2011
Yerel Yönetimlerin Sosyal Sorumlulukları Çerçevesinde Çöküntü Bölgesi Ve Suç İlişkisi
 
  
ÖZET
 
Türkiye’de kentleşme sürecinde, kent içi göç, çarpık ve düzensiz kentleşme sebebiyle oluşan çöküntü bölgelerinin, zaman içerisinde insan tutum ve davranışları üzerinde meydana getirdiği değişimler sonucu ortaya çıkan temel sorunlardan birisi de suç olgusudur.
 
Bu çalışmada, eski kent merkezinde bulunan ve çöküntü bölgesi olma özelliği gösteren ve zaman içerisinde kent yoksullarının yaşam alanı haline gelmiş bölgelerin, suç oranları bağlamında, nasıl suç ve suçluların barındığı bir mekan haline geldiği konusu ortaya konularak suçun mekanla olan ilişkisi ve mekanın suça etkisi örneklerle tespit edilmeye çalışılmış, yerel yönetimlerin çocuk ve gençlere yönelik sosyal sorumlulukları çerçevesinde suçun önlenmesi konusundaki rolleri ve katkısı ortaya konulmuştur.
 
1. GİRİŞ
 
Suç, kentlerimizin güncel ve önemli sorunları arasında yer almakta ve günümüzde de önemini büyük ölçüde korumaktadır. Çöküntü bölgeleri, mekânsal özellikleri bakımından suç işlemeye elverişli olabilmekte ve mekânın sağladığı kolaylıkların da etkisiyle suç işleme oranlarının yüksek olduğu ve suç işlemeye meyilli insanların toplandıkları mekânlar haline gelebilmektedir.  
 
Türkiye’de, özellikle 1950’lerden sonra kırsal bölgelerden kentlere doğru yaşanan yoğun göçler sonucu, kentlerde dikkat çekici değişmeler yaşanmıştır. Hızlı kentleşme sürecinde, işsizlik, gecekondulaşma, enformel yoldan para kazanma,  çöküntü bölgelerinin oluşması, yoksulluk, suç ve suçluların artması ve bunlarla bağlantılı olarak yalnızlık, uyum, anomi ve yabancılaşma, kentle bütünleşememe, yerel hizmetlerin aksaması gibi birtakım sosyal sorunlar yoğun biçimde kentlere damgasını vurmuştur (Gökçe, 2004).
 
Yerel yönetimler, belde halkının ortak yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş, dolayısıyla topluma karşı çeşitli sorumlulukları bulunan kamu kurumlarıdır. Bu sorumluluk çerçevesinde yerel yönetimler, kararlarını toplumun ihtiyaç ve beklentilerine uygun şekilde almak zorundadırlar. Bu nedenle toplumun yapısını, temel ihtiyaçlarını ve önceliklerini tanımak, en kısa sürede ve istenen düzeyde bunlara cevap vermek, etkin bir yönetimin gereğidir.
 
Günümüzde, yerel yönetimler sınırları içinde yaşayan birey, grup (aile) ve topluluklar olmak üzere üç farklı kaynaktan gelen ve müdahale edilmedikçe derinleşen sosyal sorunlarla yakından ilgilenmek durumundadır. Temelde toplumsal, ekonomik ve yönetsel sistemin işleyişinden kaynaklanan, özellikle büyük kentlerde erken müdahaleyi gerektirecek ölçüde derinleşen suç, yoksulluk, işsizlik, dilencilik, madde bağımlılığı, sokak çocukları ve çocuk suçluluğu v.b. sorunlardır ki, bu sorunların çözümünde merkezi yönetimlerle birlikte yerel yönetimlerin de vazgeçilmez bir rolü bulunmaktadır.
Nitekim suç, yerel yönetimlerin hizmet alanını oluşturan şehir merkezlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun olumsuz etkileri de yine ağırlıklı olarak şehir merkezlerinde görülmektedir. Bugün göç, çarpık kentleşme, gecekondulaşma gibi suçun oluşması için ortam hazırlayan çevresel ve sosyal nedenlerin büyük bir bölümü doğrudan yerel yönetimlerin müdahale alanı içine girmekte, yerel yönetimler suçluluğunun artışında ve önlenmesinde birebir sorumlu olmaktadırlar. Dolayısıyla soruna yönelik önleyici müdahaleler hususunda merkezi yönetimden kaynaklanan bürokratik engellerin önüne geçilmesi, yerinde ve en yakın birimlerce önleyici yönde müdahale edilmesi çözüm konusunda etkinliği arttıracaktır.
 
Nüfusun önemli bir kısmını çocuk ve gençlerin oluşturduğu Türkiye’de, başta suç olgusu olmak üzere sosyal sorunların önlenmesi hususundaki çalışmalar bu sebeple her geçen gün daha da önem kazanmaktadır.
 
  2. Gecekondu-Çöküntü Bölgesi ve Suç İlişkisi
 
   Çöküntü bölgesi (Slum): Gelişmiş Avrupa ülkelerinde kullanılan “slum” kavramı, ülkemizde “çöküntü bölgesi” veya “yoksulluk yuvası” olarak ifade edilmektedir. [*]
 
Gelişmiş ve sanayileşmiş batı ülkelerinin büyük kentlerindeki yoksulluk yuvaları (slamlar), kent merkezlerinde görülen ve arka sokaklarda, yüksek katlı binalara, orta sınıf kesimin terk etmesiyle, işsiz, yoksul ve kimsesizlerin yerleşmesi sonucu oluşmuş, suç ve suçluluğun yoğun olduğu yerler olarak bilinmektedir. Ülkemizde ise bir takım farklar olmak kaydıyla, kentleşme sürecinde oluşan gecekondu bölgeleri, slamlara benzer özellikler gösterebilmekte ve zaman içerisinde, yoksulların, işsizlerin, evsizlerin ve kimsesizlerin yaşadığı bölgelere dönüşebilmektedir. Gecekondularda da yoksulluk yuvalarında da toplumun dar gelirli, yoksul sınıfları barınır. Bunun gibi meslek yapısı, tavır ve davranışları ile toplumsal değer yargıları açısından da bu iki olgu açısından benzerlikler görülebilmektedir (Keleş, 2004:547).
 
Kentlerde güvensizliğe neden olan suç, mekânla ve özellikle kentsel mekanla doğrudan ilişkili olduğu pek çok kez vurgulanmıştır. Bir suç olayının gerçekleşmesinde suçu işleyen, mağdur ve mekan kavramlarının etkin olması (bkz. Brantingham, 1995), suçun gerçekleştiği yerin, en az suçu işleyen kadar önemli olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla suçun, kentlerle birlikte ele alınması, suçun azaltılması ve önlenmesine yönelik geliştirilecek politikalar açısından büyük önem taşımaktadır.
 
1950’li yıllardan bugüne kadar artarak devam eden kırdan kente göç ve buna bağlı olarak kentte oluşan mekansal ve sınıfsal ayrımlar, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk gibi nedenler kentlerin nasıl ve neden güvensiz mekanlar haline geldiğini açıklamaktadır.
 
Ülkemizde göç sürecinin başladığı 1950’li yıllar  aynı zamanda kentleşme politikalarının da geliştiği dönem olması nedeniyle önemlidir. Bu yıllarda ülkemizde tam anlamıyla toplumsal bir dönüşümden söz etmek mümkündür (Keleş, 2004).
 
2000’li yıllarda ise, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kentlerin güvenliği önemli bir fenomen halini almıştır. Özellikle küreselleşmeyle birlikte  kentlerde hızla artan gelir dağılımı dengesizlikleri, farklı sosyal sınıfların oluşumu, yeni sosyal sorunların ortaya çıkışı, sosyal ve mekansal ayrışmalar gibi etmenler, kentte toplumsal şiddetin yaygınlaşmasına neden olmuş ve kentte birbirlerinin varlığından rahatsız olan, farklı yaşam tarzlarına sahip pek çok topluluk ortaya çıkmıştır. Bu durum yalnızca kentteki gerilimi ve toplumsal şiddeti arttırmakla kalmamış, aynı zamanda kentte yasa dışı yollarla gelir elde etmek isteyen kişilerin de artmasına neden olmuştur. Özellikle son yıllarda kentlerde yaşanan suç olaylarının giderek artıyor olmasının altında yatan başlıca nedenler, eski dönemlerde başlayan ve son yıllarda artarak devam eden işsizlik oranları ve ağır yaşam koşullarıdır (Keleş, 2004).
 
Kentler, büyük, farklılaşmış, heterojen, gayri şahsi, anonim ilişkilerin yaygın olduğu, insanların birbirini tanımadığı, insanlar arasında ilişkilerde maddiyatın ön plana çıktığı yapı özelliklerinin yaşandığı mekanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir ayırımın sonucunda da kent, suçluluğun ve şiddetin kaynağı olarak gösterilmektedir (Tekeli, 1982:302). Diğer bir ifade ile kırsal alanlardaki homojenlik, herkesin herkesi tanıması ve sosyal kontrolün etkisi, kent yaşamında etkisini yitirmektedir. Bunun yanında kent, kentleşme içinde yaşayan bireyler arasında rekabeti karşılayamamakta, ortaya, farklı bir bireyselliği meydana getiren, sosyal düzen çıkmakta bu da içinde suçun rahatlıkla gelişeceği bir ortamı hazırlamaktadır (Dönmezer, 1986:60).
 
Genel olarak gelişmiş bir toplumda birey, toplum yapısı, kültürün maddi manevi unsurları arasında sıkı bir ilişki ve denge vardır. Gelişmekte olan toplumlarda, ekonomik bunalım, sanayileşme, sağlıksız kentleşme, hızlı nüfus artışı, dengesiz gelir dağılımı, işsizlik gibi birçok farklı boyutları olan sorunlar, toplum içindeki bağın gevşemesine neden olur. Bu gevşeme ise dengeyi bozarak uyumsuzluğu doğurur (Köknel, 1996:68). Bu ekonomik ve sosyal sorunlarla her gün mücadele etmek zorunda kalan birey, uyumsuzluğun da etkisiyle suça yönelebilir. Günümüzde hangi nedenle olursa olsun yaşanılan göç sonucunda kentsel yerleşim alanlarının kenarları görece eğitim, gelir ve yaşam düzeyi düşük insanların akınına uğramaktadır. Bu durum ise toplumsal olayları normalden saptırmak isteyenler için aranan şartları oluşturmaktadır (Güler, 1997:324).
 
Kendini tanımlamada güçlük çeken bireyin tavır ve davranışlarından ise bir istikrar beklenemez. Göç etmiş birey, kente göç sonucunda kendini toplumun en alt üyesi olarak görmektedir. Bu bireyler, ekonomik düzeyini yükseltmek istiyor ancak bunu temin edemiyorsa, büyük bir olasılıkla suça yönelecek; dürüstlük, doğruluk, yasalara, otoriteye saygı, insani ve ulusal niteliklerinde yıpranmalar meydana gelecektir (Ocaklıoğlu, 1982:32).
 
Özellikte gelişmekte olan ülkelerde yaşanan sosyal ve ekonomik değişmelere bağlı olarak ortaya çıkan yeni sosyal yapı değişimlerine müdahil olacak ve sosyo-ekonomik sorunlara çözümler üretebilecek devlet kurumlarının oluşturulması tesadüf değildir. Türkiye açısından da bu durum son dönemde görmezden gelinememiş ve 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname(KHK) ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuş, sosyal yardım(sosyal ve ekonomik destekler) ve sosyal politikalara yön verecek bir kurum oluşturulmuştur.
 
  3. Yerel Yönetimlerin Sosyal Politika Alanındaki Sorumlulukları ve Suç Olgusu
 
   Yerel yönetimlere ilişkin temel yasalar, 2004 tarihinden itibaren yeniden düzenlenmiştir. İlk düzenleme 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile başlamış; 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, bir yıl sonra kabul edilmiş, 5393 sayı Belediye Kanunu da 2005 yılında değiştirilerek belediyelere ve il özel idarelerine sosyal hizmetlere ilişkin önemli görevler ve yükümlülükler getirilmiştir (Aydın, 2009: 34).
 
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunları incelendiğinde yerel yönetimlere; gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, işletmek ve işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak, gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak; mesleki eğitim ve beceri kursları açmak ayrıca dar gelirli kişilere sosyal hizmet ve yardımlar yapmak, sağlık, eğitim, spor, çevre, trafik ve kültür hizmetleriyle çocuklara, yönelik hizmetlerin yapılmasına yönelik programlar uygulamak, şehrin mimarisini engelli bireylerin yaşamasına uygun şekilde düzenlemek hususunda görevler verilmiştir.
 
Diğer yandan, 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda tedbir kararı gerektiren “korunmaya ihtiyacı olan çocuk” ve “suça sürüklenen çocuk “ olarak iki ayrı tanım mevcuttur. Kanun çerçevesinde gerek korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ile suça sürüklenen çocuklardan ceza evine girmeyenler hakkında bakım ve danışmanlık tedbirinin uygulanmasında yerel yönetimlere sorumluluk verilmesi hususu düzenlenmiştir. Dolayısıyla yerel yönetimler tarafından yerine getirilecek sorumluluklar suçun ortaya çıkmasını neden olan koşulların oluşumunu önleyici çalışmaları kapsadığı gibi, Çocuk Koruma Kanunu’nun 5 inci maddesinin (a) ve (e) bentlerinde yazılı ve suça sürüklenen veya suç mağduru çocuklara yönelik danışmanlık, bakım ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirleri uygulamayı ayrıca 6 ıncı maddesinde belirtildiği şekliyle korunma ihtiyacı olan çocuğu ilgili kurumlara (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü) bildirim yükümlülüğünü de kapsamaktadır.
 
  Yerel Yönetimlerin Sosyal Politikalara İlişkin Yükümlülükleri Şeması
                                                 
Bildirim
 
 
   
Destekleme
 
 
 
Önleme
 
 
 
Koruma
 
 
Yerel Yönetimler
 
 
Bildirim
Destekleme
Önleme
Koruma
 
Yerel Yönetimler
                                                                                                                                  
 
Bu kanunlar, yerel yönetim kuruluşlarına çocuk ve gençlerin yaşam şartlarını yakından takip etme, yetersiz bakım ve koruma alında bulunan çocuk ve gençlerin davranışsal, duygusal ve sosyal sorunlarının giderilmesi için gerekli tedbirleri alma veya ilgili kurumlara bildirme ve çocuk/gençlik koruma merkezleri gibi çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimine katkı sağlamaya yönelik kurumsal yapıları oluşturma sorumluluğunu yüklemektedir (Aydın, 2010: 122).
 
Bu çocuk ve gençlerin suça itilmelerini engellemek amacıyla okul sonrası vakitlerini geçirebilecekleri etüt merkezleri, sosyal ve kültürel faaliyet ve spor ve oyun alanları, beceri ve hobi kursları gibi sosyalleşeceği ortamlar oluşturulması hususunda ise başta belediyeler olmak üzere yerel yönetim kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Çünkü sosyal veya ekonomik nedenlerle yoksunluk içerisinde olan ailelerin yeterli imkanı bulunmamaktadır ve bu sebeple çocuklarının suça yönelmeleri günümüzde her zamankinden daha kolaydır.
 
Bununla birlikte söz konusu kanunlarda yerel yönetimler tarafından sunulan sosyal hizmetlerin çeşitleri, yoğunluğu, kalite ve etkinliği yerel yönetim biriminin büyüklüğüne, sahip olduğu kaynak ve nitelikli personel durumuna, hizmet sunulan toplumun gelişmişlik düzeyine, yapı ve özelliklerine göre değişmekle birlikte bu hizmetler genel olarak çocuklara, gençlere, yaşlılara, özürlülere, yoksullara, yetişkinlere, muhtaç ailelere yönelik olarak geniş bir alana yayılmıştır.
 
  Ancak;
 
§  Yerel yönetim birimlerinin mali açıdan kaynak yetersizlikleri,
 
§  Sosyal hizmet uygulamalarına yönelik veri yetersizliği,
 
§  Yerel yönetim birimleri arasındaki koordinasyonsuzluk,
 
§  Yerel yönetimler alanında özellikle belediyeler ile valilik (kaymakamlık) arasındaki ilişkiler ve sosyal politika alanına giren konularda görev dağılımı ve bölüşümünün iyi tanımlanmaması,
 
§  Sosyal hizmet alanı ile ilgili olarak merkezi yönetim tarafından yürütülen hizmetlerle birlikte çok başlı bir tablonun varlığı,
 
§  Merkezî ve yerel sosyal politikaların çerçevesinin belirlenmemesi,
 
§  Yerel yönetim birimlerinde yeteri kadar sosyal hizmet alanında uzmanlaşmış personel bulunmaması,
 
§  Sosyal hizmetlere yönelik standartların belirlenememiş olması ve
 
§  Yerinden yönetim kuruluşlarında sosyal hizmetler ve yardımlar konusunda uygulama birliği bulunmaması
 
gibi bir çok sorun yerel yönetimler tarafından sunulacak hizmetlerin pratikteki etkinliğini azaltmaktadır.
 
  3.1. Sosyal Devletin Yereldeki Yansıması: Sosyal Belediyecilik
 
“Sosyal belediyecilik”; yerel yönetime sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen, bu çerçevede kamu harcamalarını konut, sağlık, eğitim ve çevrenin korunması alanlarını kapsayacak şekilde sosyal amaca kanalize eden; muhtaçlara yardım yapılması ve sosyal dayanışmanın tesis edilmesi ile sosyo-kültürel faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı yatırımlarını üstlenen; bireyler ve toplumsal kesimler arasında zayıflayan sosyal güvenlik ve adalet mefhumunu güçlendirmeye yönelik olarak mahallî idarelere sosyal kontrol işlevleri yükleyen bir modeldir (Akdoğan, 2002: 14). Tanımdan da anlaşılacağı üzere sosyal belediyecilik sadece alt yapı hizmetleri yüklemenin ötesinde, yerel yönetimleri sosyal sorunların çözümünde de birebir sorumlu görmektedir.
 
1950’li yıllarda başlayan nufus artışı ve göçler, kent nüfusunun artmasına ve belediyelerin önceliklerini sosyal politikalardan ziyade temel kentsel altyapı ve hizmetlerinin karşılanmasına yöneltmesine yol açmıştır. Kaynak sorunu bugün de devam etmekte ve birçok belediye, kentsel hizmetleri dahi yeterince yerine getirememektedir.
 
1950’li yıllardan itibaren belediyelere verilmiş olan birçok sosyal ve kültürel içerikli görev, bu görevlerin merkezi idare veya başka kurumlara verilmesinden değil, kaynak yetersizliği nedeniyle belediyelerin ilgisizliğinden dolayı zamanla bu kurumların görev alanları dışında kalmıştır. Kuşkusuz bu dönemde birçok belediye, bu kurumların eğitim, konut, sağlık, sosyal yardım ve sosyal hizmetler alanlarındaki yetkinliklerini ortaya koyan başarılı projelere de imza atmışlardır.
 
1990’lı yılların başından itibaren geçmiş döneme göre nispeten gelirleri artan bazı belediyeler, bir yandan eğitim ve kültür düzeyi değişen ve kentsel ve sosyal hizmet talebi büyüyen ve çeşitlenen nüfusun, diğer yandan ülkenin birbiri ardına yaşadığı krizlerden dolayı göçle gelen veya giderek yoksullaşan kentli kitlelerin ihtiyacını karşılamak için sosyal yardım ve sosyal hizmet merkezli sosyal politika önlemlerine daha fazla pay ayırmaya başlamışlardır.
 
Nitekim 2000’li yılların başından itibaren önemi daha da artan  “sosyal belediyecilik”  kavramı toplumsal alanda yaşanan sorunların artmasına bağlı olarak ortaya çıkmış ve bu sebeple birçok büyükşehir belediyesi temel hizmetleri arasına özürlüler merkezleri, huzurevi, kadın ve çocuk sığınma ev ve merkezleri, hastane, poliklinik ve sağlık merkezlerinin kurulması ve kapsamlı meslek ve beceri kazandırma kurslarının açılması ve işletilmesi girmiştir.
 
Nitekim son 10 yılda belediyelerin sosyal harcamalarında belirgin bir artış gözlemlenmesi, sosyal harcamaların belediye bütçeleri içindeki oranındaki artış sosyal belediyecilik açısından yeni bir dönemim sinyallerini vermektedir.
 
Şu bir gerçek ki suç işlemeyi normal bir davranış olarak gören birey için yenisini işlemek sıradan bir eylemdir. Suç, kişi için sıradan ve müeyyidesi olmayan bir davranış gibi algılanmadan önce önleyici tedbirlere başvurulması gerekmektedir. Bu noktada yerel yönetimlerin sosyal destek projeleri geliştirmeleri, böylelikle sosyal ve ekonomik destekten yoksun kişilerin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle suç işlemesini önleyerek topluma kazandırılmasında öncü rolü üstlenmeleri gerekmektedir.
 
Çünkü esas olan bireyin ailesinin yanında ve ailesi ile birlikte sağlıklı bir çevrede, sosyal bir ortamda, ekonomik bakımdan desteklenerek rehabilite edilmesidir. Bu noktada da çocuğa ve aileye en yakın birimler yerel yönetimlerdir. Amaç, suçluluk oranını düşürmek, sağlıklı bir aile yapısını oluşturmak, çocuk ve gençlerin sosyal yaşam içerisinde iş ve meslek sahibi olmasını sağlamak, ülke ve toplumuna yararlı, sağlıklı bir birey haline gelmelerini gerçekleştirmek olduğundan yerel yönetimlerin bu alandaki sorumluluğu giderek artmaktadır.
 
Nitekim çeteler ve terör örgütleri çöküntü bölgelerinde yaşayan çocukları ve gençleri propagandaları ile kolaylıkla suç oluşumlarının içine çekebilmekte, onların ulaşamadıkları birçok imkânı onlara sunarak, sosyal ve ekonomik sıkıntıların yaşandığı çöküntü bölgelerini kendileri için bir potansiyel eleman kazanma alanları olarak değerlendirebilmektedirler. Bu çocukların en belirgin özelliği Büyükşehirlere göç eden gelir-eğitim–çevre ve sağlık bakımından yoksul ailelerin çocukları olmalarıdır.
 
Türkiye’nin yaşadığı ekonomik değişim ve terör sorunu yoğun iç göç hareketlerini de beraberinde getirmiştir. Daha iyi bir yaşam kurmak umuduyla büyük kentlere göç eden aileler büyük bir travma ile karşılaşmıştır. Bu ailelerin çocukları geldikleri kırsal kesimin çoğu dine ve geleneğe dayalı değerler sistemini terk etmekle birlikte geldikleri kentin içerdiği kentsel değerler sistemini ya tanımamakta ya da benimsememektedirler. Göçe maruz kalan birçok ailede ailenin geçimini küçük yaşlardaki çocuklar sağlamaktadırlar. Okul yaşlarında olan çocukların tam ya da yarı zamanlı işlerde çalışması eğitimlerini doğrudan etkilemektedir. Bir kısmı aileleri okul masraflarını karşılayamadığı için okula gidememektedirler. Aile reislerinin daha önce çocuklarını okula gönderebiliyorken göçten sonra ekonomik koşullar yüzünden gönderemediklerini, en önemli sorunlarından birinin çocuklarının eğitimi olduğunu bilinen bir gerçektir.
 
Nitekim iç barışı toplumsal olaylarla sabote etmek isteyen terör örgütleri ve uzantıları çöküntü bölgelerinde yaşayan çocuk ve gençleri kullanmaktan çekinmeyerek vatandaş ile güvenlik güçlerini onlar üzerinden karşı karşıya getirmeyi, bir kaos ortamı oluşturmayı ve en önemlisi de halkın bir bölümünün devlete olan güven ve bakışını zedelemeyi hedeflemektedirler.
 
Diğer bir nokta ve belki de daha önemlisi toplumun temel değerlerinden soyutlanan ve onları kullanan kişi veya grupların rasyonel faydaları doğrultusunda örgütlenen çocuk ve genç kurbanlar çöküntü bölgelerinde yaşamış olmanın verdiği bir refleks ile devlete karşı ister istemez bir taraf haline getirilmektedirler. Bunun en somut örneği ise PKK terör örgütünün yasadışı şehir protesto ve eylemlerinde ön saflarda yer alan çocuk ve gençlerin durumudur.
 
Terörist cenazelerini, toplumsal dayanışma, ritüeller, özgürlük ve demokrasi noktasında sembol olarak görülen günleri bir protesto ve eylem aracı olarak kullanan ağırlıklı olarak BDP’li belediyelerin, bunlar içinde veya bazı yerel STK’lar da (sivil toplum kuruluşları) örgütlenen PKK’nın şehir yapılanması olduğu iddia edilen KCK yapılanmasının psikolojik harekât ve toplum mühendisliği faaliyetleriyle örgütlediği ve devletin güvenlik güçlerine karşı ön saflara sıraladığı çocuk ve gençler büyük oranda çöküntü bölgelerinde yaşamaktadır ve bu örgütler tarafından sözde etnik merkezli milliyetçilik politikalarının bilinçsiz piyonları olmaktadırlar.
 
Ancak bu çocuk ve gençlere taş, molotof kokteyli, havai fişek attırmak suretiyle suç işlemeye yönlendirmek, güvenlik güçleri ile karşı karşıya getirip siyasi ve ideolojik amaçlar doğrultusunda istismar etmek Türkiye’de toplumsal barışın önünü tıkamaktan başka bir işe yaramayacaktır.
 
Bu sebeple başta Büyükşehir belediyeleri olmak üzere günümüzde birçok yerel yönetim birimi bünyesinde çocuklara, gençlere, ailelere, kadınlara, yaşlılara, engellilere, yoksullara, işsizlere, evsizlere yönelik hizmet merkezlerinde geliştirilmiş, gerek AB Hibeleri kapsamında finanse edilen gerekse ülke ölçeğinde hazırlanan önleyici/geliştirici sosyal projeleri hayata geçirmektedir. Ayrıca yerel yönetim birimlerinde ortak bir çatıda toplanan çocuk eğitim ve eğlence merkezleri, aile danışma merkezleri, gençlik merkezleri, mesleki rehabilitasyon merkezleri, iş edindirme merkezleri, sosyal konut projeleri v.b. sanatsal, sportif, kültürel etkinliklere yönelik birimleri imkânları ölçüsünde oluşturmakta, suçun ortaya çıkmasına neden olan bölgelerde yapı restorasyonu ve imar düzenlemeleri yapmaktadırlar.
 
Günümüzde bu kadar önemli olan ve giderek daha da önemi artan suçluluk konusunda yerel yönetimler, sorunları çözmede gerekli yetkinliğe ve etkinliğe sahipler midir? Bu soruya bugün maalesef olumlu bir cevap vermek olanaklı değildir. Bununla birlikte özellikle Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nde dar bir alanı kapsayan ancak model teşkil edebilecek başarılı çalışmalar da yapılmaktadır.
 
  4. GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
 
  Çöküntü bölgelerinin, süreç içerisinde, suç oranları yüksek olan ve suçluların rahatlıkla barınabileceği bir mekan haline geldiği, suç verilerindeki oranların yüksek olmasından anlaşılmaktadır. Bu bölgelerde suç oranlarının yüksek olmasının sebeplerinden ilki, mekanın suçun işlenmesine elverişli sosyal ve fiziksel özellikleri bir arada barındırması ve sosyal destekten yoksun ailelerin yoğun olarak bulunmasıdır. Söz konusu bölgelerde, suça neden olan başlıca fiziksel özellikler arasında; terk edilmiş bina ve alanların varlığı, gözetimden uzaklık, yetersiz aydınlatma, suçun merkezi olarak bilinen bir yer haline gelmesi, formel (polis, kamera, devriye gözetimleri) ve enformel (komşular, mekanın devamlı kullanıcıları, işyeri sahipleri) denetleme sistemlerinden yoksunluk, atıl durumda kalan metruk alanlar, kentsel fonksiyonel uyumsuzluklar, alandaki kör noktaların fazlalığı vb. gibi suç göstergelerinin yaygınlığı gelmektedir.
 
Bununla birlikte devlet kurumları tarafından suç olgusunun ortaya çıkmasına yönelik müdahalelerin temelde sosyal düzensizliği ortadan kaldıracak müdahaleler şeklinde değil de yalnızca güvenlik/polisiye merkezli olması da çöküntü bölgelerine yönelik bir handikap olarak gözükmektedir.
 
Mekanda suça neden olan sosyal nedenler ise, sosyal ağların kısmen var olmasına rağmen,  bir geçiş bölgesi özelliği taşıması sebebiyle, sosyal kontrolün azalması, düzensiz yapılaşma ve bu düzensizlikte zorlaşan yaşam koşulları, karmaşık konut alanlarında yabancıların belirlenememesi, güvensizlik, mahallede oluşan alt kültür özellikleri, şiddet eğilimi olarak sıralanabilir.
 
Kentsel mekanda gelişen suçun bir diğer belirleyicisi ise, suçlunun mekana göre gösterdiği suç eğilimi, yani suçlu davranışıdır. Suçlunun bu davranışı, kentsel mekanın ve işleyeceği suç türünün özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. Bu durum ülkemiz açısından kimi zaman büyük kentlerde çocukların gasp ve kapkaç gibi organize suçlarda kullanılması şeklinde olabileceği gibi kırsal da siyasi ve ideolojik amaçlar güderek güvenlik görevlilerine taş veya molotof kokteyli atmak şeklinde tezahür edebilmektedir. Ancak her iki durumda da çocuk ve gençlerin istismar edildiği bir gerçektir.
 
Ayrıca plansız gelişen, kaçak ve yoğun yapılaşmanın olduğu yerler, sadece hırsızlık suçuna elverişli olmakla kalmamakta, düzensiz kent deseninin kişiler üzerinde yarattığı stres, baskı ve zorlaşan yaşam koşulları, söz konusu mekanda şiddet eğilimlerini de arttırabilmektedir. Örneğin yoğun ve düzensiz konut alanlarından oluşan bölgelerde, işlenen suç sayısı analizlerinde, darp/hakaret, kesici aletle yaralama, cinsel taciz/saldırı gibi kişiye karşı şiddet uygulama amaçlı suçların fazla olduğu görülmektedir. Bu durum da söz konusu alanda önemli sosyal ve toplumsal problemlerin varlığının yanı sıra, kişilerde şiddet eğiliminin yüksek olduğunun göstergelerindendir.  Bu durum zaman içerisinde, toplum tarafından kabul görmeyen bir yaşantıya meyilli olan insanların bu bölgelerde toplanmasına sebep olabilmektedir. Meşru olmayan işlerin yoğun olması, talep görmesi, arzı artırmakta ve bunun ekonomisi kurulabilmektedir.
 
Görüldüğü üzere, kentsel çöküntü bölgeleri bakımından, yaşanılan mekanın fiziksel niteliği, sosyal yaşamı şekillendirmekte ve aynı zamanda yönlendirmektedir. Uzun süreçte, mekansal imkansızlıklar, sosyal imkansızlıkları da beraberinde getirmektedir.
 
Ayrıca modern toplumlardaki sanayileşme, kentleşme ve diğer sosyal değişimler, geleneksel toplumsal düzen ve değerlerin çökmeye başlaması ve sosyal kontrolün yok olmasıyla ortaya çıkan sosyal düzensizliktir. Sosyal karmaşanın olduğu bölgeler şehir içlerindeki slam alanlarıdır ve bölgede sosyal koruma ya da polisin etkisi yoktur, yaşam oldukça karışıktır ve kuralsızlık hakimdir (Kızmaz, 2005). Bu kuralsızlığın içerisinde merkezi ve yerel devlet organları ile sivil toplum kuruluşlarının sosyal politika müdahalelerinin ne kadar önemli olduğu görülmektedir. 
 
Kısaca özetlemek gerekirse çöküntü bölgeleri, sosyal organizasyonsuzluk ve karmaşanın hüküm sürdüğü, kentsel hizmetlerden ve kurumlardan faydalanmada geri planda kalmış, istihdam olanaklarına rahatça ulaşamayan kent yoksullarının, yaşadığı mekanlardır.
 
Nitekim bir çöküntü bölgesi özellikleri gösteren Ankara ili Hacıbayram Mahallesi(İsmetpaşa Mahallesi)’nde 2006 yılında başlayan ve Ankara Valiliği’nin desteği ve Altındağ Belediyesi tarafından yürütülen bina restorasyon ve çevre düzenlemesi projesi ile bölgenin hem sosyal, hem kültürel hem de ticari hayatında büyük canlılık yaşandığı gözlemlenmiş, söz konusu yerel projenin başarılı bir uygulama olarak yaygınlaştırılması gerektiği görülmüştür.
 
   5. ÖNERİLER
 
   Suçun önlenmesi konusunda aile ve çevre merkezi kurumlardır. Çünkü ailenin yaşadığı sorunlar ve çevresel etkenler nedeniyle kişiler suça itilmektedir. Suç olgusu, boşanma ya da ölüm yoluyla ailelerin parçalanması, ayrı yaşama, üvey baba veya üvey anne ile birlikte yaşama, yoksulluk, olumsuz çevre ve fiziki mekan şartları, sosyo-ekonomik imkânsızlıklar ve aile içi sorunlar kişiler için suçu teşvik eden ortamları oluşturmaktadır. Dolaysıyla suçla mücadelede temel strateji ailelerin ekonomik ve sosyal olanaklarını arttıracak hukuki düzenlemeler ile imar planları ve fiziki düzenlemelerin yapılarak çevresel koşulları iyileştirmek olmalıdır.
 
Suçluluğu önleme politikalarının oluşturulmasında kentlerdeki suç sorununun nedenlerinin ve boyutunun çok iyi tespit edilmesi gerektiğinden bu noktada hangi kurumların ne gibi katkıları olacağı hususu ayrıntılı bir şekilde belirlenmelidir. Bu bağlamda yerel yönetimler ortaya çıkan risk gruplarına uygun acil, orta ve uzun vadeli sosyal programlar geliştirmelidirler. Çünkü alt yapı, eğitim ve sosyal ve fiziki koşulların yetersiz olduğu bir yerleşim alanında yetişen kişiler gelecek için olası bir risktir. Bu anlamda yerel yönetimlerin suç riskini önceden değerlendirmek, gerekli tedbirleri almak ve suç önleme politikalarının geliştirilmesi konusunda daha aktif rol almaları gerekmektedir.
 
Bu noktada akla gelen ilk şey: Bir il veya yerleşim bölgesindeki sorunun bir başka il veya bölge ile aynı özellikleri taşımasının mümkün olmadığı durumda merkezi yönetimler tarafından ne gibi önleyici politikaların geliştirileceğidir. Çünkü suç olgusu yalnızca bireysel sebeplerden kaynaklanmamakta çevresel etmenler ile birlikte kültürel yapıdan da (töre cinayetleri gibi) doğrudan etkilenmektedir. Bu sebeple her yerleşim alanının kendi koşulları dikkate alınmak suretiyle suç önleme politikaları geliştirilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu noktada da yerel yönetimlerin önemi bir kez daha ortaya çıkacak “yerel sorunlara yerel ölçekte önleyici çözümler” üretilecektir.
 
Yerel yönetimler suçların işlenmesine neden olan unsurların tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması, suçların işlenmesini zorlaştırmak ve potansiyel suçluları caydırmak amacıyla imar planları ve fiziki düzenlemelerin yapılması, vatandaşların suç korkusunun giderilmesi, vatandaşların suç önleme konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi, suç mağdurlarına yardım ve destek hizmetlerinin sunulması, eski hükümlülerin topluma kazandırılması ve iş imkânlarına sahip olması, sokakta yaşayan, madde bağımlısı olan veya sokakta çalışan çocuklar ile yüksek risk grubunda bulunan mahallelerdeki bireylere yönelik ortak sosyal destek projelerinin geliştirilmesi, bu bireylerin ailelerine yönelik “suçu geçim kaynağı” olmaktan çıkaracak veya suç çetelerinin eline düşmesini önleyecek özel pilot projeler hayata geçirilmelidir.
 
Özellikle risk altında veya kanunla ihtilaf halinde olan çocukların okul sonrası vakitlerini geçirebilecekleri etüt merkezleri, çocuk koruma merkezleri, uyuşturucu madde bağımlılığı tedavi merkezleri, barınma ve sosyal yardım merkezleri, sosyal ve kültürel faaliyet alanları, spor ve oyun olanları, beceri ve hobi kursları gibi sosyalleşeceği ortamların oluşturulması amacıyla yerel yönetimlerin bütçelerine daha fazla ödenek aktarılması önem arz etmektedir.
 
Türkiye’deki merkezi ve yerel yönetimlerin en önemli eksikliklerden biri araştırma faaliyetlerinin eksikliğidir. Yerel yönetimler sınırları içerisindeki nüfusun genel özelliklerini bilmek zorundadırlar. Çünkü hizmetlerin daha sağlıklı bir şekilde planlaması ve yürütülmesi ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Buna bağlı olarak yapılan çalışmalarla ilgili istatistiki verileri derlemek de hizmetlerin kapsamını ve gelişim seyrini takip etmek açısından yol gösterici olacaktır. Dolayısıyla sosyal destek ve politika uygulamasına geçmeden önce ya Türkiye’deki yerel yönetimler tarafından uzman kişilerden oluşan araştırma birimleri kurulmalı, her belediye kendi bakıma ve yardıma muhtaç kişi haritasını çıkarmalı, bu konuda projeksiyonlar hazırlamalı ya da 633 sayılı KHK ile kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından (TÜİK’in desteği ile) Türkiye’nin bölgesel ve güncellenebilir “Sosyal Risk Haritası” çıkartılmalı ve “Sosyal Destek Veri Tabanı”  oluşturulmalıdır.
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın misyonunun, amaç, işlev ve örgütlenme tarzının, gelecekte daha üst düzeye çıkartılabilmesi ve daha etkili bir işleyişe kavuşturulması ve yerel yönetimlerin sosyal politikalar alanında kapasitelerinin geliştirilmesi amacıyla bakanlığın desteği ve yönlendirmesiyle il özel idareleri ya da belediyeler tarafından belirlenecek periyotlarda “Sosyal Destek Master Planları” hazırlanmalıdır. Böylelikle ülkenin genelinde, bölgesel farklılıklar da göz önünde tutularak il il gelişmenin yönü ve düzeyinin belirlenmesinin, kaynakların daha etkili bir biçimde kullanılması sağlanacaktır.
 
Bununla birlikte yerel yönetimler alanında özellikle belediyeler ile valilik (kaymakamlık) arasındaki ilişkiler ve sosyal politika alanına giren konularda görev dağılımı ve bölüşümünün iyi tanımlanması, merkezî ve yerel sosyal politikaların çerçevesinin belirlenmesi, yerel yönetim birimlerinde yeteri kadar sosyal hizmet alanında uzmanlaşmış personel istihdam edilmesi, gerek merkezi yönetim gerekse vakıf, dernek gibi sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler tarafından sunulacak sosyal hizmetlere yönelik standart ve sorumlulukların çerçevesinin belirlenmesi, böylelikle yerinden yönetim kuruluşlarında sosyal hizmetler ve yardımlar konusunda uygulama birliğinin sağlanması gerekmektedir.
 
Güvenlik güçleri tarafından ise sosyal organizasyonluk yaşayan bölgelere yönelik “Toplum Destekli Polislik Uygulamaları” nın yaygınlaştırılması gerektiği açık bir şekilde görülmektedir.
 
Uygulamadaki tüm zorluklara ve eksikliklere rağmen yerel yönetimler tarafından erken aşamalarda uygulanacak olan önleyici ve koruyucu tedbirler suçun ortaya çıkmasını engellemede etkin bir katkıyı sağlayacağı konusunda ortak bir kanı olduğu ve sivil toplum-yerel yönetimler-merkezi yönetim birimleri arasında karşılıklı etkileşime ve desteğe dayalı bir anlayışın yerleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.
 
Hakan AYDIN
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
Müfettiş / Kamu Yönetimi Uzmanı
 
 
  KAYNAKLAR
Gökçe, B. (2004), Türkiye’nin Toplumsal Yapısı ve Toplumsal Kurumlar, Ankara: Savaş Yay. Keleş, R. (2004), Kentleşme Politikası,  Ankara: İmge Kitabevi. Brantingham, P. L. ve Brantingham, P. J. (1995), “Mapping Crime for Analiytic Purposes: Location Questions, Counts and Rates”, European Journal on Criminal Policy and Research, sf:264-288. Tekeli, İ. (1982), Türkiye’de Kentleşme Yazıları, Ankara: Turhan Kitabevi. Dönmezer, S. (1986), “Hızlı Şehirleşme ile Suç ve Adalet Sistemi İlişkileri”, Hızlı Şehirleşmenin Yarattığı Ekonomik ve Sosyal Sorunlar, İstanbul: SİSAV. Köknel, Ö. (1996), Bireysel ve Toplumsal Şiddet, İstanbul: Altın Kitaplar. Güler, A. (1997), “Doğu-Güneydoğu Anadolu ve Göç, Doğu Aşiretlerinde Göç Olgusu ve Bunun Sebepleri”, Toplum ve Göç, II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Ankara: DİE Yay. Ocaklıoğlu, B. (1982), “Hızlı Şehirleşmenin Kamusal Mal ve Hizmetler Açısından Değerlendirilmesi”, Hızlı Şehirleşmenin Yarattığı Ekonomik ve Sosyal Sorunlar, İstanbul: SİSAV.
9.      Aydın, Hakan. 2009, “Avrupa Birliği’ne Uyum Çabaları Ekseninde Yerel Yönetimler ve Sosyal Hizmetler İlişkisi,” Türk İdare Dergisi, Ankara, sayı: 465, ss.27-43.
 
10.  Aydın, Hakan. Şubat-Mart 2010, “Yerel Yönetimlerin Sorumlulukları Çerçevesinde Kayıp Çocuklar Sorunu,” İller ve Belediyeler Dergisi, sayı: 742-743, ss.98-107.
 
11.  Belediye Kanunu. Resmi Gazete, 25874; 13 Temmuz 2005.
 
12.  Büyükşehir Belediyesi Kanunu. Resmi Gazete, 25531; 23 Temmuz 2004.
 
13.  İl Özel İdaresi Kanunu. Resmi Gazete, 25745; 04 Mart 2005
 
14.  Akdoğan, Y. (2002). Ulusal Soruna Yerel Çözüm: Sosyal Belediyecilik, Şubat Sayısı İstanbul: Eminönü Bülteni.
 
 


[*] “Slum” kavramı günümüzde “slam” şeklinde de kullanıldığından, çalışmamızda “slam” ve “çöküntü bölgesi” kavramları ağırlıklı olarak kullanılmıştır.
 

1 defa okundu...

Yazarın Diğer Yazıları

» TÜRKİYENİN KAYIP ÇOCUKLARI VE YEREL YÖNETİMLER

Yorumlar

sedat ergenç
tebrik
Hakan, çok önemli bir konuya değinmiş ve emek sarfetmişsin, tebrik ediyor, yazılarının devamını bekliyoruz...

alper çelebi
sosyal politika
bilindiği üzere sosyal politikanın kapsamı toplumu ilgilendiren problemleri ve bu problemleri çözmeye yönelik tedbirleri içerir, özellikle yerleşim merkezlerinde çöküntü bölgesi olarak tabir edilen alanlarda sosyal politika araçlarının tam ve etkin bir şekilde uygulanması gerekir. bu durum toplumun ekonomik ve sosyal durumlarını iyileştirip sosyal düzeni sağlama amacı ile toplum hayatına müdahil olan demokratik sosyal devletin gereğidir. özellikle aile ve sosyal politikalar bakanlığı eliyle yeni bir yapılanmanın olduğu ülkemizde yerel yönetimlerinde daha hassas bir şekilde bu konuya önem vermeleri gerekir... modern toplumların önemli bir sorunu olan bu durumun açıklayıcı bir şekilde ele alınmasından dolayı yazara teşekkür ederim...

murat dönmez
tebrik
güzel bir çalışma olmuş tebrik ederim.

Yorum Ekle

Ad Soyad *
Eposta *
Başlık *
Yorumunuz *
Beni hatırla
* Doldurulması zorunlu alanlar.
Başkandan Mesaj
YEREL YÖNETİMLERDEKİ
MAHALLİ İDARELER DERNEĞİMİZİN GÖREVİ

Demokrasiyi algılamak ve uygulamak, çağdaş bir medeniyette yaşayan herkesin görevi ve önceliği olmak durumundadır. Yerel yönetimler vatandaşa en yakın durumda olan en alt düzeydeki yönetim birimleridir.

İnsan ihtiyaçlarının çok ve çeşitli olması, yerel halkın müşterek ihtiyaçlarını karşılamak görevi i..
Devamı...



Osman USTA -Genel Başkan
Çeşitli Komisyonlarda Görev Alan Devlet Memurlarına bir görev için ücret
31 Ocak 2012 SALIResmî GazeteSayı : 2819..
KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ-2012-116
19 Ocak 2012 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı ..
ENERJİ VERİMLİLİĞİ KANUNUNUN 10 UNCU MADDESİNE
19 Ocak 2012 PERŞEMBEResmî GazeteSayı : ..
2012 - OCAK DERGİMİZDE YAYIMLANAN KONULAR
2012 YILI OCAK SAYIMIZDA YAYIMLANAN KONU..
2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE UYGULAMA TEBLİĞİ YAYIMLANDI.
13 Ocak 2012 CUMAResmî GazeteSayı : 2817..
KATSAYILARIN YENİDEN BELİRLENDİ
10 Ocak 2012 SALIResmî GazeteSayı : 2816..
MAHALLİ İDARELERE İLK DEFA ATANACAKLAR ... SINAV YÖNT. KALDIRILDI.
10 Ocak 2012 SALIResmî GazeteSayı : 2816..
BELEDİYE İTFAİYE YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
9 Ocak 2012 PAZARTESİResmî GazeteSayı : ..
KAMU SOSYAL TESİSLERİNE İLİŞKİN TEBLİĞ
8 Ocak 2012 PAZARResmî GazeteSayı : 2816..
ARALIK (208. SAYI) İÇİNDEKİLER KISMI
Belediye ve Bağlı Kuruluşları İle Mahall..
BELEDİYELERDE MEMUR VE İŞÇİ NORM KADRO SAYILARI ARTIRILDI
BELEDİYELERDE MEMUR VE İŞÇİ NORM KADRO S..
HAVAYOLU YOLCULARIN HAKLARI NELERDİR?
3 Aralık 2011 CUMARTESİResmî GazeteSayı ..
EK ÖDEME ORANLARI YENİDEN BELİRLENDİ.
KAMU GÖREVLİLERİNİN MALİ HAKLARININ DÜZE..
EKİM DERGİMİZ YAYIMLANDI.
İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜ:5018 Sayılı Kamu Mali..
FAKİR AİLELERE KÖMÜR YARDIMI YAPILMASINA İLİŞKİN KARARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KARAR
25 Ekim 2011 SALIResmî GazeteSayı : 2809..
2011 YILI KURBAN HİZMETLERİNİN UYGULANMASINA DAİR TEBLİĞ
25 Eylül 2011 PAZARResmî GazeteSayı : 28..
BAKANLAR KURULU LİSTESİ
6 Temmuz 2011 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı :..
ENGELLİLERE YÖNELİK GÜVENLİK HİZMETLERİ
ENGELLİLERE YÖNELİK GÜVENLİK HİZMETLERİİ..
65 YAŞINI DOLDURMUŞ MUHTAÇ, GÜÇSÜZ VE KİMSESİZ TÜRK VATANDAŞLARI....
8 Haziran 2011 ÇARŞAMBA 27958Maliye Baka..
6111 SAYILI KANUN GENEL TEBLİĞİ
6 Mayıs 2011 CUMAResmî GazeteSayı : 2792..
DANIŞMANLIK VE HİZMET ALIMI İHALE YÖNT. DEĞİŞİKLİK YAPILDI.
20 Nisan 2011 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı :..
KAMU İHALE GENEL TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ YAYIMLANDI.
20 Nisan 2011 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı :..
İTFAİYE ALIMIYLA İLGİLİ GENELGE
İTFAİYE ALIMIYLA İLGİLİ GENELGE
Trafik Para Cezalarının Tahsili ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hk.
6 Nisan 2011 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı ..
Derneklerin Kapatılmasıyla İlgili Yargıtay Kararı
5 Nisan 2011 SALIResmî GazeteSayı : 2789..
Mahalli İdareler Bütçe İşletme Yönetmeliği Yayımlanmıştır.
Mahalli İdareler Bütçe İşletme Yönetmeli..
MERA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILDI.
25 Şubat 2011 CUMAResmî GazeteSayı : 278..
PARASAL SINIRLAR VE ORANLAR YENİDEN BELİRLENDİ (2011)
27 Ocak 2011 PERŞEMBEResmî GazeteSayı : ..
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA YÜKSEK KURULU İLKE KARARLARI (KUBİK)
25 Ocak 2011 SALIResmî GazeteSayı : 2782..
SSK Borçları İçin Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Haciz İşlemi Yapılamayacak
T.C.SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞISos..
KAMU SOSYAL TESİSLERİNE İLİŞKİNE İLİŞKİN ÜCRETLER
18 Ocak 2011 SALIResmî GazeteSayı : 2781..
SÖZLEŞMELİ PERSONEL SÖZLEŞMELERİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
mahalli idarelerde çalışan ya da çalıştı..
İmar uygulama hizmeti karşılığı adı altında bir ücret talep edilemeyeceği hk.
Danıştay Sekizinci DairesiT:16.3.2009E:2..
İHALELERE YÖNELİK BAŞVURULAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK
16 Aralık 2010 PERŞEMBEYÖNETMELİKKamu İh..
HİZMET ALIMI İHALELERİ UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK
16 Aralık 2010 PERŞEMBEResmî GazeteSayı ..
Anayasa Mah.Kararı 5728 sayılı Temel Ceza Kan. Uyum Amacıyla Çeşitli Kan. ve Diğer Bazı Kan.Dğş.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI[1]Anayasa Mahke..
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun 3. maddesinin
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI[1]Anayasa Mahke..
Atıksu Altyapı ve Evsel Katı Atık Bertaraf Tesisleri Tarifelerinin Belirlenmesinde Uygulanacak
27 Ekim 2010 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı : ..
KAMU ALACAKLARI İÇİN UYGULANAN GECİKME ZAMMI ORANININ YENİDEN BELİRLENMESİNE İLİŞİN KARAR
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Us..
2011-2013 DÖNEMİ BÜTÇE ÇAĞRISI
10 Ekim 2010 PAZARResmî GazeteSayı : 277..
Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmıştır.
30 Eylül 2010 tarih ve 27715 sayılı R.G...
SIĞINAKLARLA İLGİLİ EK YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK
29 Eylül 2010 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı :..
Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (Başbakanlık Genelgesi)
29 Eylül 2010 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı..
Anayasa değişikliğinin kesinleşmesi sonucu ilgili kurumlarda seçimler yapılacaktır.
1- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üy..
1985 Model ve daha eski olan araçların hurdaya ayrılması hakkında genel tebliğ yayımlandı
7 Eylül 2010 SALIResmî GazeteSayı : 2769..
ÖZÜRLÜLERİN DEVLET MEMURLUĞUNA ALINMA ŞARTLARI İLE YAPILACAK YARIŞMA SINAVLARI HAKKINDA YÖNETMELİKT
3 Eylül 2010 CUMAResmî GazeteSayı : 2769..
6009 sayılı Kanunla G. V. K./103.madi yeniden düzenlenmiş ve yapılan değişik
4 Ağustos 2010 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı ..
4857 Sayılı Kanunun 108. Mad. İstinaden Uygulanacak İdari Para Cezaları Değişti
28 Temmuz 2010 ÇARŞAMBAResmî GazeteSayı ..
İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikde Değişiklik Yapıldı.
25 Temmuz 2010 PAZARResmî GazeteSayı : 2..
Sözleşmeli Personel Ücretleri (2010 ikinci altı ay)
5793 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ile 5..
Belediye sınırları içinde kaynak suyu izniyle çıkarttığı suyun satışı (Yargıtay Kararı)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden: Esas No :..
YENİLEME ALANLARI OLARAK BELİRLENEN VE ONAYLANAN PROJELER
BAKANLAR KURULU KARIIYLA UYGULAMAYA GİRE..
Giyecek Yardımı Yönetmeliğinin Uygulanması
T.C.MALİYE BAKANLIĞIBütçe ve Mali Kontro..
Devamlı mahiyetteki işyeri sigortalıları ile yapılan veya piyasadan hazır halde alınıp satılan
Devamlı mahiyetteki işyeri sigortalıları..
Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tec. Önl.Hak.Kanunun Uyg. Şekl.Es.Da.Yönt. Değ.Yapılmasına Dair
2 Temmuz 2010 CUMAResmî GazeteSayı : 276..
Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği Sıra No:392
2 Temmuz 2010 CUMAResmî GazeteSayı : 276..
İSKÂN KANUNU UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
8 Mayıs 2010 CUMARTESİResmî GazeteSayı :..
Taşınmaz ve taşınmaz niteliği taşıyan mal ve hakların satışında katma değer vergisi uygulaması.
Taşınmaz ve taşınmaz niteliği taşıyan ma..
YAPIM İŞLERİ İHALELERİ UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAP.D.YÖNETMELİK
26 Haziran 2010 tarih ve 27623 sayılı Re..
5393 S.Belediye Kan. Değişiklik Yapıldı.
24 Haziran 2010 PERŞEMBE Resmî Gazete Sa..
Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunda bazı maddeleri Anayasa Mah. İptal Etti
5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'n..
Taşınır Mal Yönetmeliğinde Değişiklik Yapıldı.
19 Haziran 2010 CUMARTESİResmî GazeteSay..
Belediye projelerine öncelik verilmesi
İÇİŞLERİ BAKANIMIZ SAYIN BEŞİR ATALAY İM..
Belediye Zabıta Yönetmeliği hk.
T.C.İÇİŞLERİ BAKANLIĞIMahalli İdareler G..
Belediye Payları Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylülde borçları kesilmeyecek
BAKANLAR KURULU KARARI[1] Karar Sayısı :..
Fazlaya ilişkin hacizler
GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞISosyal Sigorta..
Vergi Kimlik Numarasının Kullanımı Hk.
VERGİ KİMLİK NUMARASI GENEL TEBLİĞİ[1](S..
belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşların borçları
T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞISo..
Büyükşehir ve İl Özel İdareleri ve Belediyeler ...
Bakanlar Kurulu Kararı 20 Mayıs 2010 tar..
Toplu Taşımada Özürlülere İndirim
Bakanlar Kurulu Kararı 20 Mayıs 2010 tar..
Belediyeler ve İl Özel İdareleri Sahte Faturaya Karşı Uyardık
MAHALLİ İDARELER DERNEĞİ GENEL BAŞKANLIĞ..
Sigorta İşlemleri Yönetmeliği
12 Mayıs 2010 ÇARŞAMBAgünlü Resmi Gazete..
Karayolları Trafik yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönt.
1 Mayıs 2010 CUMARTESİResmî GazeteSayı :..
SGK ya kimlik bilgilerinin bildirilmesi
RESMİ GAZETE21 Nisan 2010 ÇARŞAMBAResmî ..
İl özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ile belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşların borçları
T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI S..
İhtiyaç Fazlası Personel
ihtiyaç Fazlası Personel hakkında genelg..
D.V.K.uygulamasında nüsha ve suret ayrımı
Tarih30/03/2010SayıDV-19/2010-1/ Nüsha v..
BAŞBAKANLIK-TUBİKAT GENELGESİ
Konu : BTYK KararlarıGENELGE[1]!--[endif..
4/12/2009 tarihli ve 2009/15641 sayılı Kararnamenin eki Kararda değişiklik
30 Mart2010 SALI Resmî Gazete Sayı : 275..
HAL KANUNU
SEBZE VE MEYVELER İLE YETERLİ ARZ VE TAL..
AFRİKA STATEJİSİ
GENELGE[1]2010/7 Ülkemizin çok yönlü ve ..
DERĞİMİZİN ŞUBELERİ AÇILMAKTADIR.
MAHALLİ İDARELER DERNEĞİMİZ;KAMU YARARI ..
Foto Galeri Video Galeri